Beyin göçü
Murat Belge
20/10/2007 (22 kişi okudu)
Üstünden epey geti, 12 Ekim tarihli
Radikal'de kısa bir haber çıkmıştı: Beyin göçü hakkında. Türkiyeli,
burada veya dış ülkelerde iyi bir yükseköğrenim görmüş olanların yüzde
59'u yabancı ülkelere yerleşip orada yaşıyormuş.
'Beyin güçü' dediğimiz bu olay bütün dünyada ciddi bir sorundur.
'Bütün dünya' deyince, tabii zengin ülkelerde, örneğin Amerika'da sorun
falan değil, çünkü onlar bu olayın semeresini görüyorlar. Yetiştirmek
için hiç masrafa girmedikleri, nitelikli bir entelektüel birikim
ayaklarına geliyor, hizmetlerine giriyor; onlar da, taş atıp kolları
yorulmadan, bu birikimden yararlanıyorlar.
Ama entelektüel gücü kaybeden, durmadan kaybetmekte olan ülkelere
baktığımızda, artık bir 'olay'dan değil, ciddi bir 'sorun'dan söz
etmeye başlıyoruz.
Son zamanlarda bu genel konunun en iyi bilinen özgül örneği
Hindistan'dan Amerika'ya kayan bilgisayarcılar. Epey yüksek rakamlara
vardığı söyleniyor. Ama süreç kendisi zaten her an işlemekte. Hindistan
çok ilginç, çelişkili bir yapısı olan bir toplum tabii. Gerçekten
nitelikli aydın kişi yetiştirebiliyor. İngilizce yayında dünyada üçüncü
geliyor (demek ki ABD ile Britanya'dan sonra, ama Avustralya ve
Kanada'dan önce). Hintli entelektüeller gerçekten birinci sınıftır.
Gelgelelim, ülkede yoksulluktan, sefaletten geçilmez. Bu da kaçınılmaz
olarak bu süreci işletiyor; yolunu bulan, daha rahat ve daha medeni
koşullarda yaşamak üzere, genellikle İngilizce konuşulan bir ülkeye
kapağı atıyor.
'Beyin göçü'nü dürtükleyen, ona zemin hazırlayan koşul her yerde ve her zaman yoksulluk mudur?
Ekonomik koşulların insan hayatında nasıl belirleyici bir rol
oynayabildiğini bir kere daha konuşmanın âlemi yok. Elbette ekonomi,
yoksul ve zengin ülke farkı, burada birinci derecede etkili. Gene de,
tek 'dürtü'nün ekonomik olduğu kanısında değilim. Ekonominin yanında
siyasi koşullar, 'demokratik bir ortam'ın varlığı veya yokluğu, söz
konusu durumun ortaya çıkmasında pay sahibi. Tabii denebilir ki,
ekonomisi bir raya oturmamış toplumlarda siyasi demokrasi de en azından
hep sallantıdadır ya da bunu tersine çevirip diyebilirsiniz ki
demokrasinin yaşanamadığı bir toplumda ekonomiyi de bataktan çıkarmak
zordur.
Türkiye, 60'larda başlayarak, hatırı sayılır bir 'kol gücü' ihraç
etti. Anlaşılır bir şeydi, çünkü burada, yaratılan nüfusa iş bulmak
zordu, doyurucu ücret vermek zordu; her şey zordu (Bu 'nüfus' konusuna
tekrar tekrar dönmek gerekiyor).
Ama şimdi okuyanın yüzde 59'u dışarı gidiyor... Bunun öncelikle
ekonominin dayattığı bir tercih olduğunu pek düşünemiyorum, doğrusu.
Türkiye'de Hindistan gibi boğucu bir sefalet yok, hiç olmadı. Ama
gerçekten 'boğucu' sayılacak başka şeyler var: özellikle de iyi öğrenim
görmüş aydın kesim için. Bir sokak kabadayısının Nobel almış yazara
'akıllı ol!' diye bağırabildiği ve bütün 'müesses' ve 'müşekkel
nizam'ın bunu bağırandan yana bir biçimde işlediği bir toplumda, neyin
'boğucu' olduğunu uzun uzun tartışmaya gerek var mı?
Aslında, evet, var. Durmadan tartışmak gerek. Yüzde 59'un yaptığını ciddiye almak gerek. |